Aramak

Güncelleme tarihi: 20 Eyl


Bir insan, zihinsel kapasite ve yaşanmışlığı ölçüsünde görerek yaşar. Ve ki böyle yaşamak, her bir ortamda her an her şeyin aynı anda varolduğu gerçeğini örtemeyecektir. Algılayamadığımız ya da algılamak istemediğimiz detayların önünden bir sergide hiç farketmediğimiz bir resmin önünden sanki o resim hiç varolmamış gibi geçer gideriz. Bir tavır olarak geçip gitmek, insanı bazen nahoş detaylardan korurken mutlu olmasına da izin verebilir. Ve onu yüzeyde kalmak ile yüzeysellik arasında bir çizgide askıda bırakır. Yüzeyde kalmak ışıklı ve hafifken, yüzeysellik herkesin kendi alt çizgisinde eski yaşanmışlıkların tekrarını barındırır.


İnsan, geçip gitme tavrının diğer ucunu yaşarken ise sanki bütünün tamamını içine alamıyor olmanın eksikliğini duyumsarcasına, ortada belirgin bir sebep olmasa bile bir arayışın hasretini çeker. Ne olduğunu görmediği, göremediğini fakat orada olduğunu bildiği bir şeyin arzusuyla mutluluktan uzaklaşarak kendi yolunu değiştirir.


Mutlu olmayı seçtiğimizde bir anlamda kendimizi tam kılarken, bir anlamda da bile bile eksik bırakmış oluruz. Arayış biter gibi görünürken sadece yön ve üslup değiştirir. Görüş açıklığı, hissi ne olursa olsun “arayış”, her koşulda yaşamsallığı devam ettirmek üzere varoluşunu sürdürür.


İnsan, ister istemez ararken uğradığı duraklardan etkilenir. Her duraktaki etkilenimden doğan o bağ, her durakta içinde varolduğu alt kimlikler yaratır. Bu kimlikler bir anlamda toprağa aslen bağlı olduğu bir kök olsa da uzanmaktan ve dokunduğu yere yeniden kök salmaktan çekinmeyen sarmaşıklar gibidir. “Ben”i çeşitlendiren ve besleyen bu durum, aynı zamanda “Ben”e özü geri plana atıp bağlamı ön plana çıkaran yeni bir doğa getirir. Öyle ki, tüm bu kimlikler aslında birer çapadır ve her biri ayrı yerlere demirlemiş olan bu çapalar özgürce hareket etmek isteyen ana yapı ile çelişir.


Özüne ulaşmak isteyen insan için, bağın kendi tarafında kalan yanı ve kendi özü arasında gerçekleşecek bir düello önemli ve gereklidir. Yeniden spontane, doğal ve yumuşak harekete kavuşmak isteyen öz kendi alt benlikleriyle zıtlaşarak yeniden kendi olmak için kendini tutan çapalarla düello etmeye mecbur kalır. Elbette kazanacağının garantisi yoktur. Hatta yenilerek alt benliklerinin birinin güdümünde yaşamının kalanını geçirebilir. Durum böyle bile olsa kendi çelişkileriyle düelloya cesaret etmiş olan gözler artık yeni bir şeye bakar. Kazanacak ya da kaybedecek kadar yol almamayı seçen bir ben de her zaman iki yöne de gidebilecek potansiyeli kendinde tutar.


Kendiyle girdiği mücadelede çelişkilerini eriten biri, özüne yakınlaşır. Özüne yaklaşan insan yaşam kurgusunu değiştirecek kararlar alabilecek güce ulaşır. Aramaya devam eder, ama artık kendine dair deneyimi de, arama şekli de, aradığı da başka ve bir başkasıdır.


27 görüntüleme0 yorum