Odağın patlatıcı gücü


19. ve 20. yüzyıl başları arasında İtalyan şehirlerindeki görsel ve mimari farklılık o kadar çarpıcıdır ki, bir anda, tüm büyük şehirler büyük bir kentsel dönüşümle eskinin yıkıldığı ve tüm Avrupa'yı içine alan yeni bir standardizasyonun yayıldığı bambaşka bir görünüme kavuşur. Mimari deneyim başkalaşır. Paris'ten kökenlenen bu değişim tüm Avrupa'yı sarar. Kargacık burgacık ama karakteri olan bazı yapılar gider, sokakların kokusu, rengi, şekli şemali, tanıdıklığı, güvenlik düzeyi gibi pek çok ölçütü değişir. Bir anda ortada şık, plaza yapıları, büyük bir yönetim tarafından dikilen devlet binaları, dev meydanlar belirir. Bu durum mekansal hafızanın bir kısmını yıkarken bir kısmını da yeniden yaratır. Mimari söylem ülke ölçeğini Avrupa ölçeğine bağlayan yeni bir anlatının, daha büyük aksların birer parçası haline gelir. Şehirler betonlaşırken sanki Avrupalılık kavramı da betonlaştırılmaya çalışılmaktadır.


O güne kadar "Grand Tour" denilen ve İstanbul'a kadar uzanan gezilerin durakları, bir anlamda sosyo-politik ölçekte mimari ile daha katı bir biçimde birbirine bağlanmıştır. Tekil odaklar anlamlarını güncellerken, bütüne de yeni bir anlam atanır. Odak bütüne bakmak üzere yumuşar, daha büyük ve tek tip bir aks tanımlama çabası vardır. Öte yandan 20. yüzyılın başlarına kadar yayılan bu renovasyon ve kentsel dönüşüm furyası çok geçmeden peş peşe gelen dünya savaşları ile sekteye uğrayacaktır. Odaklı ve detaylı çalışma daha büyük ölçekten yankılanan bir bozulma ile son bulur.


Türkiye için bu akımı İtalyan esintileriyle İstanbul Galata ve Ankara Ulus'ta kısmen görürüz. Bazen düşünmüşümdür, aynı şey bazalt kayaları kullanarak Diyarbakır gibi bir yerde de gerçekleştirilebiliyor olsaydı. Sahip çıkılmış, siyah, büyük şık binalar, geniş sokaklar, bir yandan kültürel dokusunu ve karmaşasını taşımaya devam eden belki elindekinden biraz vererek ve başka bir değeri satın alarak bunu yapan postmodern bir şehir. Ülkeyi baştan başa saran yeni bir standard ve aks tanımlansaydı. Cumhuriyetle gelen entelektüel reform tamamlanabilseydi ve ülke aydınlarını oluşturmaya devam edecek mekanizmalar sağlamlaştırabilseydi, acaba İstanbul-Ankara-Diyarbakır ve başka şehirler ile oluşacak bu büyük aks, yeni ağ bir şeyleri değiştirir miydi?


Odağı yaymak ve delici bir bakışla odaklanmak arasında çarpıcı bir fark bulunur. Yayılan bir odakla bakan bir göz, daha geniş görebilme ve bütünleştirebilme meziyetlerini kazanır. Bir yere fazlaca odaklanmanın ise her zaman aynı değere dair farklı bir bölümü simültane olarak ya da uzatmalı bir biçimde bozma riski vardır. Anın olasılıkları, ön plandaki objeye haddinden fazla yoğunlaşan bir enerji uğruna, arka plandan çekilen enerjinin mahrumiyeti pahasına heba olur. Antidotu "ustalık" ve "zaman" olan bu ilişkide, ustalık ve odaklanma bir dereceye kadar el ele yürürken, zaman ustalığı odaklanmanın asla yapamayacağı bir biçimde biler.


Ustalık belgesi alınan alana dair gelişen hareketler çabasızlaşma ruhsatına sahip olurlar. Böylelikle mikro an ve hareketlerden başımızı kaldırarak bedenin kendi içindeki bütünlük biçimini ve bedenin alandaki hareketini de gözlemleyebiliriz. Bedende çok kullanılan aksların maharetle bedene giydirildiği bir kalıp olan postür de yine belli bir ustalık seviyesinin ötesinde ve detaylarda sıkışıp kalınmadığı bir yerde, ancak belli bir uzaklıktan okunmaya ve çalışılmaya kendini açar. Odağın yumuşadığı yer bazal bir ustalık ile birleştiğinde bütüncül aks ve akışkan hareket mümkün hale gelir. Bağlam içindeki öğeler hiyerarşik dizilimleriyle görüntülenebilir. Kavramlar, öğeler ve hareket alanı tanımlanır. Alkışlanan performans burada gerçekleşir.


Belli bir odağın arkasında, görünmeyen düzlemde çalışan örtülü bir motivasyon ve belki bir ödül mekanizması, bütüncül aksın çarklarında aksamalar oluşmasına sebep olur. Psikolojik oyunlar o işle ilk karşılaşmada oluşan hissin hatırasını ve otantikliğin kendisinde çiçek açtığı başlangıç zihnini yerle bir etmiştir. Aynı "Avrupalılık" kavramı gibi, x bir kavramın inşası uğruna yapının ihtiyacı, biricikliği ve mevcut potansiyeli görmezden gelinmiştir. Eldeki ustalık alanının kullanım sınırlarının dışına çıkılmış, fonksiyonel parçalar ayrışmış, gerilimsel patternler oluşmuş ve işlev bozulmaya uğramıştır. Delici bakışlar yani "odağın patlatıcı gücü", yumuşayan bir odağın hasretini çeker. Çünkü yaratıcı gücünü ancak böyle ortaya koyabilir.